Kıssa-yı Garibe: Öldürülüp Dirilip Öldürülen Aşçı

Osmanlı İmparatorluğu’nda ve diğer Müslüman toplumlarda hicri takvim 1000 (miladi 1592) senesine geldiğinde dünyanın sonunun geleceği korkusu popülerlik kazanmıştı. Yani 2012′de biten Maya takvimi sendromu yeni bir korku değil. Dünyanın sonu gelmedi ve felakat tellalları hayalkırıklığı yaşadılar ama tuhaf olaylar olmuyor değildi…

Mustafa Âli'nin Nusretnamesi'nde Lala Mustafa Paşa'nın sefer sırasında verdiği ziyafet

Hicri 1000 senesinin Zilkaade ayının sonunda (Eylül 1592′de) Topkapı Sarayı’ndaki Matbah-ı Âmire’de sarhoş bir aşçı bir başka aşçıya birkaç tokat (tabanca) atınca, tavuk ayıklamakla meşgul olan bu diğer aşçı [sinirlenip] eline bir bıçak alıp kendisini tokatlayan sarhoş aşçıya sapladı. Allah’tan gelen ecel, adam hemen oracıkta öldü. Suç öldürenin oldu, dünyanın sığındığı padişah hazretleri [III. Murad] siyaset (idam) cezası emretti. Ertesi gün aşçı asılarak idam edildi. Asıldığı yerde aşçı yoldaşları “Emir yerine geldi” diyerek asıldığı ipi kesti. Yere düştüğünde üstüne eski bir hasır serdiler, hemen cesedini kaldırıp, defnetmek için Ahırkapı’dan Üsküdar’a geçirmeğe yola çıkmak isterken, adamda tekrar hayat görüldü. İdam cezasından sonra dirildiği için kayıkçı karşıya geçirmeye cesaret edemeyince bu olay duyuldu. Mutfak halkı bu hikayeyi duyunca “dertlinin suçu yoktu, Allah-ı teala hayat verdi, müjde!” demeye başladılar. Ertesi gün tekrar Divan-ı Âli’ye getirildi. Divan’da [önceki gün] asılırken boynundaki urganın düğümünün yerini bulmadığı, hile yaparak kastına ulaşmış olduğu belli oldu. Bunun üzerine kısas esasına göre boynu kesilerek idam edildi. (Selânikî Mustafa Efendi, Tarih-i Selânikî, Mehmet İpşirli yayını, I. cilt, ss. 283-284.)

İşte sarhoş aşçının tavuk ayıklayan arkadaşına tokat attığı yer!

Hikayenin ilk kısmı Uriel Heyd’in Studies in Old Ottoman Criminal Law (Oxford: Oxford University Press, 1973) kitabında sayfa 178′de bahsettiği Osmanlı hukukunda yanlışlıkla işlenen suçlarla taamüden ve kasten işlenen suçlar arasında ayrım yapılmayışı ve hafifletici şartlar kavramının da bulunmayışına örnek gösterilebilir. Diğer taraftan, ölüme hile yapan aşçı yine idam ediliyor. Gerçi Selaniki’nin anlatımından Allah’ın dirilttiğini padişahın da afv etmesi beklentisi olduğu çıkarılabilir. Suç ortakları var mıydı, aranıp bulundular mı? Selânikî Mustafa Efendi hiç mi merak etmedin?

Maalesef bu durumun olası bir ceza hukuku ya da tıbbi açıklamasını bulamadım. 2009 yapımı Robert Downey Jr.’lı Sherlock Holmes‘un son sahneside ünlü dedektif, Lord Blackwood’un asıldıktan sonra Karadeniz’den gelen deli bal sayesinde kısa süreli bir felç geçirdiği için doktor Watson’ın nabzını bulamayıp onu ‘ex’ ilan ettiğini açıklıyordu. Peki saray aşçıları bu numarayı nasıl yaptılar? Deli bal kullanmış olabilirler, ne de olsa mutfakta deli bal bulunabilir. Diğer taraftan saray aşçısı olduklarından zehirlemeler konusunda epey bilgi sahibi olmalılar. Zehir demişken, deli bal ve zehirli ok gibi taktikleri orduları yok etmek için kullanan ve ‘Poison King’ lakabını alan Mithradates hakkında Adrienne Mayor’un geçen kış yayınlanan kitabına bakınız: The Poison King: The Life and Legend of Mithradates, Rome’s Deadliest Enemy. Bu arada karşılaştığım George Orwell’in ‘A Hanging‘ adlı muhteşem yazısını da tavsiye ederim!

Matbah-ı Amire, Topkapı Sarayı

Selânikî’nin kaleminden, sadeleştirmeden:
Kıssa-i garībedür
İşbu şehru’llāhi’l-harāmda Matbah-ı Āmire’de bir aşçı mestāne bir aşçı yoldaşına birkaç tabanca urub, elinde tavuk ayırtlarken bıçak alub, tabanca urana saplayub, kazā-i rabbānī ile herīf sesmeyüb [sic.] derhal helāk olmak ile suç öldürenün olub, pādişāh-ı ālem-penāh hazretleri siyāset emr idüb, irtesi salb olundı. Ve salb olundığı mahalde aşçı yoldaşlar “Emr yerine geldi” diyüp, birisi ipin çalub inüb yere düştüği gibi üstüne bir eski hasır örtüb, fi’l-hāl cesedin kaldırub defn itmek içün Ahur-kapusı’ndan Üsküdar’a geçürmeğe ʿazīmet eyleyüb kayığa koyub, gitmek isterken bu herīfde hayāt zāhir olur. Siyāsetden gelüb dirilmeğin kayıkcı öte yakaya geçürmeğe cür’et idemeyüb ve bu kıssa şāyiʿ olub, matbah halkı duyub, “Hay derdmendün suçı yoğıdi, Allāh taʿālā hayāt virdi, muştuluk” dimeğe başlarlar ve irtesi tekrār Dīvān’a getürürler meğer hakīkaten ipün ilmeği yerin bulmayub, hīle ile kasda mukarin olduğı bellü olmağın kısās olunub boynı uruldı. Fī evāhir-i zilkaʿde, sene-i mezbur [1000].

Selânikî Mustafa Efendi, Tarih-i Selânikî, Mehmet İpşirli yayını, I. cilt, ss. 283-284.


Bir Yorum on “Kıssa-yı Garibe: Öldürülüp Dirilip Öldürülen Aşçı”

  1. [...] Kıssa-yı Garibe: Öldürülüp Dirilip Öldürülen Aşçı [...]


Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.