Mısır Demokrasiye Hazır Galiba

Murat Belge’nin çok etkileyici bir şekilde anlattığı bir konu Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan itibaren iktidardaki liderlerin nasıl ülkenin ve halkın demokrasiye hazır olmadığını söyleyip, oluşumunu engelledikleri, 1961 Anayasası gibi fazla bol gelen anayasaları daralttıkları… Geçen hafta Taraf‘taki “Seçmeyi öğrenmek” adlı yazısında da Türkiye’nin Demokrasiyle İmtihanı’nın erken dönemi hakkında yazmıştı. Bu hazır olma, olmama ve demokratikleşmenin fazla gelmesi gibi konuların çok önemli olduğunu düşünüyorum. Demokrasi, bir rejim olarak içinde barındırdığı tüm sınırlar ve açmazlara rağmen, eşit yurttaşlık hakları, düşünce özgürlüğü, ve toplumsal hareketliliğin olmazsa olmazı.

Artık Kahire'ye turist gidince "demokrasi için günlerce eylemler yapılan meşhur Tahrir Meydanı'ndaki fotorafım" temalı turistik pozlar vereceğiz...

Türkiye’de halkın ve ülkenin demokrasiye hazır olmadığını söyleyegelen siyasetçiler için Mısır’da olanlar bir ibret dersi, toplum için de hazırlık neymiş anlamak için iyi bir örnek. Konfor çemberinden çıkmadan, rahatı kaçmadan tüm hakları elde etme beklentisi halkın geneline yayılmış bir atalete işaret ediyor. 1980 darbesi öncesindeki öğrenci hareketlerinin bugün Mısır’da yaşananlarla karşılaştırılamayacağını düşünüyorum. Ama tabi 1980 darbesinin hemen sonrasında doğmuş birisi olarak, 1980 öncesinde yaşananları kısmen okuduğum ve çoğunlukla anekdotlar şeklinde dinlediğim için burada karikatürize etmeyeceğim. İnsanların işinibilirliği iyi bir şey ama Mısır’daki eylemleri aşırı yüceltmekten beni geri tutuyor; halkların tarihlerinin devletler, krallar, hanedanlar ve imparatorluklarınkinden çok daha uzun oluşu da ümit veriyor. Bu kalabalıktan ekmeğine yağ süreceği beklenen Müslüman Kardeşler’in meşrulaşıp iktidara gelmesi on beş gündür Tahrir Meydanı’nda atılan demokrasi ve halkın sesinin işitilmesi çığlıklarının yine bastılırmasıyla sonuçlanabilir. Tabi bir çok protestocu bu meydana Müslüman Kardeşler’i iktidara taşımak için değil, kendi eşit yurttaşlık hakları ve ifade özgürlükleri için gidiyor. Bu yüzden bir grubun tüm protestocuları kendi siyasal sermayesi olarak kullanması üzücü olur. Ama Müslüman Kardeşler bunu becerseler bile, böyle bir eylemin ülkenin siyasal kültüründe bir kırılma noktası olduğunu da görecekler. Zaten bir çok eylemci hem Müslüman Kardeşleri, hem de onların yandaşı olarak gösterilmeyi reddediyor ve eleştiriyorlar. Nick Kristof’un Mısır’daki demokratikleşmenin kökten dinciliğe dönüşeceği korkularını bertaraf eden yazısını hararetle tavsiye ederim.

7 Şubat: Devlet memurları barikatları aşıp işlerine gitmeye başlamış, Mübarek'in maaşlara zam yapacağı konuşuluyor. (Emilio Morenatti/Associated Press)

İnternetin bir devrim olmanın ötesinde bir devrimci de mi? Bu Tunus’tan Mısır’a sıçrayan eylemler bağlamında büyük bir tartışma konusu oldu. Bu tartışmaya katılmadan halkların ellerine geçen her tür aleti kendi çıkarları için kullanmaktan geri kalmadıklarının altını çizmek gerek. Gerçi Tahrir Meydanı‘ndaki protestolarla ilgili bu kadar etkileyici olan şey yüzbinlerce insanın her gün hakları için yılmadan usanmadan, kendi güvenliklerini tehlikeye atarak sürdürdükleri ayaklanma. Bu mücadeleyi gösterme cesareti ve dirayeti, kullanılan araçların teknolojik ve sosyal networking’liğinden daha öncemli bence. İşte burada tembelliğin zıddı bir durum var işin “taban” kısmında. (Taban’la ayaklanma kelimelerinin ilişkisine başka bir gün bakalım.) Burada da Murat Belge’nin Türkiye Cumhuriyeti’ni yöneten elitlerin halkın demokrasiye hazır olmadığını söyleyedurmasını eleştirmesiyle ilgili bir nokta var. Neden Türkiye’deki halk Mısır’daki gibi “tamam yeter, biz demokrasiye hazırız,” dememiş kuruluştan beri?

Mısırlı eylemcinin fotoğrafını yfrog'dan aldım: http://yfrog.com/h8swborj

İnternet tartışmasına dönmek gerekirse, hâlâ google altyapılı blog’lara (mesela waysofseeing) tünele giremeden girilemeyen; youtube’a, blogspot’a erişimi bir gün olup, bir gün olmayan bir ülkede yaşıyoruz. Eğer “hadi ayaklandık” desek de, bizim bu sitelere erişimimiz zaten olmayabileceğinden, Mübarek’in interneti kesmesinden daha büyük bir karartma ve kesinti yaşayacağımızı düşünüyorum. Ve bu kesintiyi illâ mübarek dinciler değil, üniformalı amcalar da yapabilir! Yâni, elitlerin yurttaşları demokrasiye hazır görmesiyle, yurttaşların konfor ve rahat ataletini kırarak demokrasinin peşine düşmesi arasında bir denge gerekiyor.

Tahrir Meydanı'nda eylemler başlar başlamaz Nick Kristof ilk uçakla olay yerine ulaştı. İki kadının Mübarek yandaşlarına karşı koyuşunun bir resmini çekmiş. http://www.nytimes.com/2011/02/03/opinion/03kristof.html?hp

Diğer taraftan interneti şu açıdan da aşağılamamak lazım, tüm dünya (özellikle ABD) Kahire’nin Tahrir Meydanı’na doldurup taşan protestocuları on beş gündür internetten izliyor. Bu konuda tweet’liyor, facebook’ta like ediyor, blog’unda yazı yazıyor. Sanırım tüm dünyadan insanlar kendi köşe başlarında olmasa da, hayatlarının dikdörtgen çerçevelerinde, televizyonda ve internette, insanı böylesine heyecanlandıran, tüylerini diken diken eden, haksızlık karşısında öfkeyle yakan ve duygusallaştıran bir olayı büyük bir özlemle bekliyorlarmış. İşçi sınıfı hareketinin heyecanını ve ateşini yitirdiği bir dünyada, merkezinde halk ayaklanması olan böyle bir eylem, düzenin karşısında duyulan çaresizlikle karışık yabancılaşma ve yalnızlık hislerini biraz dindirdi sanki. Dahası Mısırlılar da bu eylemlerde kaybettikleri meydandaşlarının hatıralarını internette yaşatıyorlar, bkz. Egypt Remembers/مصر تتذكر



Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.